top of page



Çocukken Olgun Bir Çocuktum, Şimdi Çocuksu Bir Yetişkinim
Çocukken duygularını tuttun. Ağlamadın, istemedin, beklemedin. Herkesin iyiliğini düşündün, kendini hep erteledin. Hayır diyemedin, sürekli onay aradın, herkesin yükünü üstlendin. Erken büyüyen, “olgun” bir çocuk oldun. Şimdi yetişkinsin ama… Eleştiriye dayanmak zor geliyor.Kırılınca içine kapanıyorsun. Takdir edilmediğinde eksik hissediyorsun belki. Bir yetişkin gibi duruyorsun ama içinde bir çocuk duyulmak istiyor. Bazı günler güçlü, ayakta, kontrol sende. Bazen de küçük bi
Melike Barış
1 dakikada okunur


Kendin Olmanın Unutulan Hâli
Hayat çoğu zaman bize ait olmayan yüklerle doludur. Aileden, toplumdan, ilişkilerden ve çocukluktan kalan beklentiler… Biz farkında bile olmadan o yükleri sahipleniriz. Ben böyle olmalıyım diye başlayan cümlelerin ardında ne kadar çok kaygı ve yetersizlik gizli hiç düşündün mü? Kendini sürekli eleştiriyorsun.Bu gerçekten gelişmek için mi yoksa bir türlü ulaşamadığın onayı aramak mı? Belki de bir zamanlar yeterince görülmediğin için şimdi kendini kendi sesinle yaralıyorsun. Ya
Melike Barış
1 dakikada okunur


Koparılan Çiçekler
Bunu düşünmeye başladığımda aslında bahçeyle pek ilgim yoktu. Daha çok insanlarla… Daha doğrusu insanların birbirine bakma biçimiyle. Bir şey yapıyoruz ama yetmiyor. Yaptığımızı göstermek istiyoruz. Gösterdiğimiz de yetmiyor onaylanmak, anlaşılmak istiyoruz. Emin olmak için bir kez daha söylüyoruz: “Aa bak, ben yaptım.” Bazen dile bile gelmiyor ama davranışın tamamına siniyor. İnsan niye yapar bunu? Bence mesele kibir değil. Daha tanıdık bir yerden geliyor: Görünmez kalma kor
Melike Barış
1 dakikada okunur


Rota Yeniden Oluşturuluyor
Yanlış sokağa girmişsin. Bir kavşağı kaçırmışsın. Belki bilerek saptın belki dalgınlıktan. Ama navigasyon “Bak ben demiştim” moduna hiç girmiyor. Biz ise tam tersini yapıyoruz. Hayatta bir yanlış yaptığımızda eleştirisel iç sesimiz hemen devreye girebiliyor: “Yine mi?” “Zaten sen hep böylesin.” “Niye daha dikkatli olmadın?” Yönünü belirleyen hedefine gitmeni sağlayan navigasyon bunu yapmıyor. O anda sadece şuna bakıyor: “Şu an neredesin ve buradan nereye gidebiliriz?” Ne kada
Melike Barış
1 dakikada okunur


Senin Beğendiğin bir Tip Yok, Senin bir Paternin Var
Mesela mesaj atarsın, saatlerce cevap gelmez. Bir şey mi oldu? diye tekrar yazarsın. İstediğinde yazar sana, iyi dersin sorun yok. Sonra birden mesafe girer araya. Sen neyin değiştiğini anlamaya çalışırsın. Kafanın içinde aynı cümleler döner: “Ben mi fazla geldim?” “Acaba yanlış bir şey mi söyledim?” Ve sonra ondan küçük bir mesaj gelir. Bir anda rahatlama. Tamam dersin, demek ki sorun yokmuş. Ama bir süre sonra aynı döngü yeniden başlar. Aslında bu, çoğumuzun bir yerden tanı
Melike Barış
1 dakikada okunur


Ayıp Olmasın Diye
Çocukluğumuzdan beri hepimize bir şey öğretilmiştir: “Aman, ayıp olmasın!” Hep birilerine kırılmasın, üzülmesin, yanlış anlamasın diye misafir tabağındaki son lokmayı bırakırız, gitmek istemediğimiz yerlere gideriz, içimizden gelmeyen işleri yaparız. Ama tüm bunları yaparken kendimize ne kadar ayıp ettiğimizi hiç düşündük mü? Hayatının hangi anında gerçekten “Ben bunu istediğim için yapıyorum” dedin? Yoksa çoğu seçiminde başkalarının beklentileri mi seni yönlendirdi? Başkalar
Melike Barış
1 dakikada okunur


Çocuklar Küçük Yetişkinler Değildir
Büyük bir toplantı düşünün. Herkes ciddi, sessiz, dikkatle konuşulanları dinliyor. Tam o anda biri masaya çıkıyor, eline geçen kalemleri fırlatıyor, yüzüne fosforlu kalemle bıyık çiziyor. O kişinin bir sorunu mu var? Hayır. O sadece üç yaşında bir çocuk! Ama biz yetişkinler bu sahnede şöyle düşünüyoruz: “Neden uslu durmuyor? Neden mantıklı hareket etmiyor?” Peki, kendimize şu soruyu soruyor muyuz: “Ben üç yaşındayken, toplantılarda sessizce oturabiliyor muydum? Şimdi bile her
Melike Barış
1 dakikada okunur


Bastırılan Duygulara Ne Oluyor?
Bir çocuğa “üzülme” dediğimizde, onun iyiliğini düşündüğümüzü sanabiliriz. “Korkma” diyerek onu cesaretlendirdiğimizi, “Kızma” diyerek daha sakin biri olmasına yardımcı olduğumuzu düşünebiliriz. Ama gerçekten öyle mi? Çocuk, hissetmesine izin verilmeyen bir duyguyu nereye koyar? Korkusunu dile getiremezse, o korku kaybolmaz; şekil değiştirerek başka maskeler takabilir. Bazen bedende bir ağrıya dönüşebilir, bazen de beklenmedik bir öfke patlaması olarak ortaya çıkabilir. Üzünt
Melike Barış
1 dakikada okunur


Tanıdık Olan Her Zaman Güvenli mi?
Bazı duygular vardır, size çok tanıdık gelir. Bir kokuyu, bir bakışı, bir sesi anımsatır. O tanıdıklık, sanki evinizin kapısından içeri girmişsiniz gibi bir his yaratır. Ama her tanıdık olan, gerçekten ev gibi midir? Bağlanma kuramı der ki; insanın gelişebilmesi için önce güvenli bir bağ kurması gerekir. Bowlby’ye göre bu bağ, yalnızca korunma hissi değil; aynı zamanda hayata açılan bir kapıdır. Güvenli bağ, insanı yeni yolları denemeye davet eder. Çocuğun zihninde, sevildiği
Melike Barış
1 dakikada okunur


Çocuğumun Dikkati Çabuk Dağılıyor
Bir çocuk düşünün… Sınıfta oturuyor ama zihni çoktan pencereden dışarıya, oyun parkına, belki de sevdiği bir çizgi filme kaymış. Öğretmen bir şeyler anlatıyor ama o, kelimeleri kaçırıyor; sonra gözleri panikle sınıfı tarıyor, kim nereye bakıyor, ne yapıyor, anlamaya çalışıyor. Ödevini yapması isteniyor, başlıyor… ama biraz sonra kalemiyle oynamaya, sayfada şekiller çizmeye koyuluyor. Anne-baba endişeli: “Bu çocuk neden odaklanamıyor?” Bu sorunun cevabı bazen göründüğünden dah
Melike Barış
1 dakikada okunur


Çocukların İç Sesi, Bizim Sesimizden Doğar
Metroda yanımda 8-9 yaşlarında bir çocuk oturuyordu. Kucağında buruşturulmuş bir defter, defterin kenarına eğri büğrü harflerle yazılmış bir cümle: “Ben yapabilirim.” O cümlenin etrafında, buruşturduğu sayfanın kenarlarına taşan karalamalar, belki sıkıntıyla çizilmiş yuvarlaklar, belki de hayallerin izleri… Ama ortada duran kelimeler sanki bütün sayfanın yükünü taşıyordu. Kimin sesi düşmüştü bu çocuğun içine? Bir öğretmenin mi, annenin mi, babanın mı? Bilemiyorum. Ama şunu bi
Melike Barış
1 dakikada okunur


Seni Taşırken Kendim Düştüm
Bazen insan, iyi niyetiyle hızla koşarken aslında nereye koştuğunu fark etmez. Karşısındaki acı çeker, yıpranır, dağılır; sen de “Ben toparlarım, ben tutarım, ben iyileştiririm” duygusuyla ilişkiye omuz verirsin. Bu ilk bakışta sevgi gibi görünür ama zaman içinde, bir döngü ortaya çıkar: Kurtarıcı rolüne giren kişi tükenir, kurtarılacağını sanan kişi ise ne kadar iyileşir ki? Sorumluluk, sahibi tarafından taşındığında anlam kazanır. İnsan bir başkasının hikâyesini sırtlanmaya
Melike Barış
1 dakikada okunur
bottom of page