Başkalarını Gereğinden Fazla Umursama Sanatı

Bazen insan bir kararın kendisinden çok, o kararın başkalarında yaratacağı etkiyi düşünmekten yoruluyor. Mesela aslında bir yere gitmek istemiyorsun. İçinden net bir şekilde “Bugün gitmek istemiyorum” diyorsun ama hemen arkasından başka düşünceler geliyor: “Acaba ayıp olur mu?”, “Beni yanlış anlarlar mı?”, “Kırılır mı?”, “Bencil olduğumu düşünür mü?” Sonra bir bakıyorsun, kendi isteğin bir kenarda kalmış. Zihninde herkes var ama sen yoksun.
Bence bazen “Ben neden bu kadar çok düşünüyorum?” diye sorduğumuzda, sadece kararsız olduğumuzu sanıyoruz. Oysa mesele her zaman karar verememek değil. Bazen asıl mesele, verdiğimiz kararın bizi başkalarının gözünde nasıl göstereceği. Yanlış karar vermekten çok yanlış anlaşılmaktan, birinin bizi bencil, soğuk, düşüncesiz ya da yetersiz görmesinden korkabiliyoruz.
Ve insan bunu çoğu zaman bir anda öğrenmiyor. Belki çocukken ortamın havasını çok iyi okumak zorundaydın. Birinin ses tonu değiştiğinde hemen fark ediyordun, evde bir gerginlik olduğunda biraz daha sessiz olmayı öğrendin, birilerini memnun ettiğinde ilişkilerin daha kolay yürüdüğünü gördün. Belki hiç kimse sana doğrudan “Kendini ikinci plana at” demedi ama sen zamanla “Önce karşımdakini düşünmeliyim” diye öğrenmiş olabilirsin.
Şimdi yetişkinsin ve bu beceri hâlâ seninle. İnsanları çok iyi okuyorsun; kimin neye alınacağını, kimin neye üzüleceğini, hangi cümlenin nasıl anlaşılabileceğini hızlıca hesaplayabiliyorsun. Fakat bazen o kadar çok dışarıyı okuyorsun ki içeride olanı kaçırıyorsun. “Ben ne istiyorum?”, “Ben ne hissediyorum?”, “Bu bana iyi geliyor mu?” gibi soruların cevabı gittikçe bulanıklaşabiliyor.
Farkındalık biraz burada başlıyor aslında. Hemen davranışı değiştirmekte değil, önce olanı fark etmekte. Bir karar verirken kendine, “Şu anda gerçekten yanlış bir şey yapmaktan mı korkuyorum, yoksa birinin benim hakkımda olumsuz düşünmesinden mi?” diye sorabilmekte. Ya da birine hayır dediğinde gelen suçluluğa bakıp, “Bu suçluluk gerçekten yanlış bir şey yaptığımı mı söylüyor, yoksa yıllardır herkesi memnun etmeye alışmış tarafım mı konuşuyor?” diyebilmekte.
Bazen insan kendi sesini kaybettiğini büyük bir krizle fark etmiyor. Çok düşünerek fark ediyor; sürekli açıklama yaparken, karar vermek için başkalarına sorarken, hayır dedikten sonra saatlerce kendini sorgularken… Küçük gibi görünen bu anlar, aslında insanın kendi ihtiyaçlarından ne kadar uzaklaştığını gösterebiliyor.
Terapi de bazen tam burada bir alan açıyor. Sana ne yapman gerektiğinin söylendiği bir yer değil; biraz yavaşlayıp, birlikte “Burada sen ne hissediyorsun?”, “Sen ne istiyorsun?”, “Bu gerçekten senin seçimin mi, yoksa birini hayal kırıklığına uğratmamak için verdiğin bir karar mı?” diye bakabildiğimiz bir yer.
Çünkü herkesin seni anlamasını sağlayamazsın. Herkesin senden memnun kalmasını da. Ama bütün hayatını insanların seni yanlış anlamaması için yaşamaya başladığında, bir süre sonra kendini anlamakta zorlanabilirsin.
O yüzden bugün sana tek bir soru bırakayım:
Kimsenin seni yargılamayacağını, kırılmayacağını ve senin hakkında kötü düşünmeyeceğini bilseydin, hayatında neyi farklı yapardın?



